29 Aralık 2009 Salı

PROVOKASYON DERSLERİ: 33 ERİN ŞEHİT EDİLMESİ

Bir ülkenin tarihi, provokasyonlarla örülmeye başlanmışsa, yurtseverlerin, provokasyon üzerine bilgili ve bilinçli olmaları zorunlu olur, yoksa provokatörler insanı da toplumu da ülkeyi de parmaklarının üzerinde oynatırlar. Bu nedenle, hiç bir akademik ünvana ve maddi çıkara sahip olmayan ben; bilime, insana, insanlığa, ahlaka ve ülkeme duyduğum sorumluluk ve sevgi nedeniyle, provokasyon üzerinde durmayı seçtim, bir süre. Yoksa işin içinden çıkılacak gibi değil. Bilimcilerimize de aferim; ne bilim üretiyorlar ne ulusal siyaset ne ulusal kültür. Salla başı, al maaşı yöntemini benimsemiş görünüyorlar. Eh, yanına bir de bir sarışın varsa fena olmaz...

Gelelim konumuza. Bu konudaki verilere baktığımızda elimize geçecek temel bilgiler şunlar: 33 er şehit edilmiş,bazıları yaralı kurtulmuş, yaralı kurtulan erlerden biri ayağının arkasından vurulmuş yalnızca, bazıları kaçmış kurtulmuş, bir er kayıp ve o erlerin bu yolculuğu ile ilgili olduğu ve faşist pkk'ye, bir subayca telsizle söylendiği öne sürülen '' Size 33 peynir bidonu gönderiyoruz,'' sözü.Temel ip uçları bunlar.

Şimdi bunları inceleyelim:İlgimi çeken ilk şey, 33 sayısı. Usuma(aklıma) Ahmed Arif'in ''33 kurşun'' adlı şiirini getirdi.Sanırım, 33 sayısı özellikle tutturulmak istenmiş, bu şiire yollama yapılarak.Ve yine sanırım, gerçekte öldürülen er sayısı 34idi ve 33 sayısı gerçekleşsin diye, o bir erin ölüsü saklanıldı.Ayağının arkasından vurulan er ise sırtını, teröristlere döndüğü için öyle olmuş. Ama ilginç olan şu ki on metreden ya da beş metreden, bilemiyorum kaç metreden, işleri insan öldürmek olan teröristlerce, gövdesine ateş edilmek yerine özenle ayağına ateş edilmesi, garibime gitti. Yani 33 sayısını tutturmak isteğinde olduklarını düşünmek zorundayım bu durumda.Yoksa onun ayağına ateş eden terörist gerçekte o faşist örgütün içine sızdırılmış bir ajan mıydı? Bu da olabilir doğal ki.O eri öldürmeye kıyamamış olabilir. Bu 33 sayısında bir tutku olduğunu gösteren başka bir önemli kanıt ise o telsiz konuşmasını yapan ve bir subay olduğu ileri sürülen kişinin , o otobüste 33'den çok er olmasına karşın neden 33 peynir bidonu dediği. O erlerden yalnızca 33'ünün öleceğini başka nasıl bilebilirdi? Otobüste kaç er olduğunu bilmeyen kişiler bile, öldürülen 33 er, yaralı kurtulan 1 er ve bulunamayan 1 erden, en az 35 er olduğunu anlar o otobüste. Merak edemeden duramayacağım bir başka konu ise, ayağından vurulan o erden sonra ki erler öldü mü, yoksa yaralandılar mı? Yani o er, 34. er miydi? Bir olasılık, eğer o telsiz konuşması ve onu yapan bir subay var ise Tunceli'li, Dersim'li, faşist pkk örgütü yandaşı biri olabilir.


Peynir bidonu, sözüne gelince; ordu, peynirini bidonda değil tenekede alır; en azından benim askerlik yaptığım dönemde böyleydi. Zaten teneke peyniri, tenekede satılır.Bidon sözü, orduyla pek uygun olmayan bir söz bu yüzden ve ben askerlik yaptığım sürede böyle bir söz de duymadım.Sanırım bu sözü, bidonlarla içli dışlı olan biri söylemiştir.En azından, böyle bir sözü söyleyen kişi,Türk Ordusu'na ve insana saygısı, sevgisi olmayan biridir.Yani ruhsal durumu, mantığı ve kişiliği pek yerinde değildir. Yani böyle bir telsiz ihaneti ve böyle bir söz olmuşsa, bu kişi subay dahi olsa, ordu içine sızdırılmış, Türk olmayan, hain bir ajandır.Dolayısıyla böyle bir katliam, Türk Ordusu ile bağdaştırılamaz; olsa olsa Türk Ordusu'na ve Türkiye'ye ihanet ile bağdaşlaştırılabilir ki bu terörü hangi dış devletlerin ürettiği artık ortada.Bidon sözü, sivil yaşamda, şişman ya da yalnızca kas gücü olan ya da kafası çalışmayan anlamlarına da gelir.Bu açıdan, bu sözü söylemiş kişi, kendini beğenmiş ve mantıksız biridir.

Her ordu içinde hainler kuşkusuz ki olabilir. Ama en büyük yanlış, bunları, ordu ile eş, orduya ait saymaktır. 33 erin şehit edildiği bölgede, yaralı erin anlatımına göre 150-200 terörist daha varmış ki bu büyük bir askersel başarısızlıktır.3-5 değil 150-200 bu. Bir bölge bu denli denetimsiz olmamalıdır.

O askerler sivil ve silahsızdı. Zaten burada amaç, o kişilerin er olmadıklarını sandırmak.Yani kamuflaj. Ama burada işte büyük bir psikolojik ve toplumbilimsel eksiklik ortaya çıkıyor. Aylarca askersel eğitim görmüş insanları, deneyimli kişiler, 100 metreden bile tanıyabilirler.Polis, sokakta suçlu yakalarken, alınlarındaki '' suçlu'' yazısına bakmıyor, yüzlerine ve bedensel duruşlarına bakıyor.Yani burada gerçekte büyük bir ihmal var.O askerler, slahlı destek eşliğinde, gidecekleri yere götürülmeliydiler ki sonraları da böyle yapıldı.

Gelelim, orduya karşı bu provokasyonun öteki ya da ana ayağına. İlginç ki Turgut Özal, o dönemde, Kürt açılımı başlatmak üzere idi deniliyor.Yani bu olay;bu açılıma karşı olan güçlerce yapıldı, denilmeye getiriliyor. Hımm, burada, bu savı getirenler de büyük olasılıkla ya orduya bu provokasyonu hazırlayan güçler ya da onların tuzağına düşenler. Ama ben şöyle düşünürüm: Özal'ın bu açılımı tam orduya kara çalma fırsatı denilip,bu katlima düzenlendi. Burada faşlist pkk'nin pek sevdiği ''insiyatif'' sözcüğü işe karıştı belli ki... Birileri, bu faşist örgüte, o askerleri öldürün, dedi; bu örgüt de sözüm ona kültürel kurnazlık yapıp, Ahmed Arif'in 33 kurşun adlı şiirini senaryo olarak kullanmak istedi.Yani bir yerde, Dersim İsyanı'nın öcünü de edebi biçimde almak istedi.Büyük olasılıkla, bu provokasyonu düzenleyenler, o otobüsteki tüm askerlerin öldürülmelerini istemiş ya da ummuşlardı.

Bugün ki amaç(erek), taa bu faşist örgütün kurulmasından başlayarak, Türk Ordusu'na kara çalmaktı. Bu örgütün kuruluş yılının 1980'ler olmasına dayanılarak, bu örgütün kuruluş nedeni olarak 12 eylül 1980 darbesinin, Kürtler üzerindeki faşist baskısı ve zulmü olarak gösterilmek ve bu faşist örgüt, masum gösterilmek isteniyor. Bunu yapanlar da ya bu provokasyonu hazırlayan güçler ya da bunların tuzağına düşenler. Hayır efe, hayır. Bence bu örgütün kuruluş yılının 1980'ler olmasının gerçek anlamı;1980 öncesinde, tüm Türkiye'ye yayılmış olan, Türkiye yıkılıyor artık, psikolojisi idi. Yani Türkiye üzerinde toprak istekleri, düşleri olan dış devletlerden bu konu ile ilgili olanları, nasılsa Türkiye artık Osmanlı gibi yıkılmak üzere, biz de gözümüzü diktiğimiz toprakları alalım, düşüncesidir. Ve bunlar işte, önce Asala adlı Ermeni terör örgütünü sonra da pkk adlı faşist , terör örgütünü kurdular. Ve bu amaçla da öncelikle,siyasi yaklaşım ve bölünmemiş Türkiye isteği içinde olan Kürt siyasilerini öldürttüler.Yani bu örgütün kuruluş nedeni 1980 darbesi değil Türkiye düşmanı devletlerin toprak istekleri ve artık Türkiye'nin yıkılıyor olduğu sanısına kapılmalarıdır.Görülüyor ki bu güçler, her şeyin nedenini Türk Ordusu'na atmak için olanak kollamaktalar. Yani hem haksızlar hem güçlüler.Yani sineğin bile yağını çıkarmak ereğindeler. Türk aydınları, Türk devrimcileri, Türk komünistleri, Türk Müslümanları, Türk milliyetçileri, Türk dinsizleri bu provokasyona düşmemek zorundalar. Yoksa tümü de var oluş olanaklarını yitirirler. Dış devletler, onların hiçbirine yaşama hakkı vermez, amaçlarına ulaşırlarsa.Gün birlik ve savunma zamanıdır.

Ben ekonomide, komünizmi savunan biriyim ama size güvence veririm ki Türk Ordusu'na kara çalacak her olay, dış devletlerin provokasyonudur. Bu provokasyona düşmeyelim. Elin ordusu, bizim ordumuzdan iyi mi? Kurtuluş Savaşı'mızda bize; Asya'da, Afrika'da, Güney Amerika'da öteki insanlara neler yaptıklarını görmediniz mi? Dünyada Türk Ordusu'ndan yardım sever, iyilik sever, insan sevgisi dolu başka bir ordu var mı? O orduyu, '' Ahlaksız bir millet kalkınamaz!'' ve '' Anti emperyalizm benim temel karakterimdir! '' diyen bir asker kurmadı mı? Ordu kötü, asker kötü diyenler, sizler askerlik yapmadınız mı? Sizler askerken kötü insanlar mıydınız! Sizleri askere göneren anneleriniz ve babalarınız kötü insanlar mı? Savunduğunuz değerler kötü değerler miydi, kötü amaçlar mıydı?

Öneriyorum: Türkiye'nin bu provokasyonlardan kurtulması ancak, bu provokasyonları ve provokatörleri ortaya çıkaracak, sergileyecek ''Provokasyon Enstitüsü ya da Kurumu'' kurulmasına bağlıdır.Önlenecek her provokasyon ekonomiye, yeni bir petrol kuyusu ya da altın madeni bulunmuş gibi olumlu bir gelir katkısı sağlayacaktır.Çünkü her provokasyon hem ülke varlığına hem de ekonomisine büyük birer zarar getirir.

33 erin katliamı provokasyonunu kimler düzenledi konusuna gelince: Bugün bu katliamın, Türk Ordusu üzerine yıkılması amacı demek olan, soruşturulmasını, araştırılmasını kimler istiyorsa onlardır!Çünkü her provokatör, amacına ulaşmak ister! Ve provokasyonu açığa çıkarılmadığı sürece de bunu kullanmayı sürdürür. Yarayı kaşıyan kim ise, yara ona aittir!

Ben dincileri de, dinsizleri de, komünistleri de, milliyetçileri de, demokratları da, aydınları da,hukukçuları da, akademisyenleri de, öğrencileri de, gençleri de yaşlıları da bu provokasyonlara düşmeyecek denli zeki ve onurlu görmek istiyorum.İlla Türk olmaları gerekmez.Bu provokasyonlara karşı savaşmak her şeyden önce bilim,insan olmak,kardeşlik, akıl ve zeka onurunun gereğidir.

Uyarıyorum; her kurumun, her siyasi partinin içinde Türkiye düşmanı dış devletlerin provokatörleri var. Her kurum ve siyasi parti bunları ayıklamak zorunda öncelikle.

Ama herşeyden önce devlet, hükümet, demokrasi, hukuk; yıllardır Türkiye'nin başına bela yapılan bu faşist terör örgütünü hangi dış devletlerin kurdurduğunu, desteklediğini tv kanallarından topluma açıklamak yiğitliğini, korkusuzluğunu, dürüstlüğünü açıklamayı göstermek zorundadırlar.Yıllardır yapılan ''Dış mihraklar, dış güçler, vb.'' maskesini kullanma korkaklığı artık bırakılmalıdır bu ülkede.Gerçekde ilk provokasyon,bu maskeyi kullanmaktır.

Yaşama dört elle, dört gözle sarılmaktansa bir erdemle sarılmak üstündür.


Necdet Gürçiftçi
2009-aralık

Bir ülkenin tarihi, provokasyonlarla örülmeye başlanmışsa, yurtseverlerin, provokasyon üzerine bilgili ve bilinçli olmaları zorunlu olur, yoksa provokatörler insanı da toplumu da ülkeyi de parmaklarının üzerinde oynatırlar. Bu nedenle, hiç bir akademik ünvana ve maddi çıkara sahip olmayan ben; bilime, insana, insanlığa, ahlaka ve ülkeme duyduğum sorumluluk ve sevgi nedeniyle, provokasyon üzerinde durmayı seçtim, bir süre. Yoksa işin içinden çıkılacak gibi değil. Bilimcilerimize de aferim; ne bilim üretiyorlar ne ulusal siyaset ne ulusal kültür. Salla başı, al maaşı yöntemini benimsemiş görünüyorlar. Eh, yanına bir de bir sarışın varsa fena olmaz...

Gelelim konumuza. Bu konudaki veriler baktığımızda elimize geçecek temel bilgiler şunlar: 33 er şehit edilmiş, bazıları yaralı kurtulmuş, yaralı kurtulan erlerden biri ayağının arkasından vurulmuş yalnızca, bazıları kaçmış kurtulmuş, bir er kayıp ve o erlerin bu yolculuğu ile ilgili olduğu ve faşist pkk'ye, bir subayca telsizle söylendiği öne sürülen ''Size 33 peynir bidonu gönderiyoruz, '' sözü. Temel ip uçları bunlar.

Şimdi bunları inceleyelim: İlgimi çeken ilk şey, 33 sayısı. Usuma (aklıma) Ahmed Arif'in ''33 kurşun'' adlı şiirini getirdi. Sanırım, 33 sayısı özellikle tutturulmak istenmiş, bu şiire yollama yapılarak. Ve yine sanırım, gerçekte öldürülen er sayısı 34 idi ve 33 sayısı gerçekleşsin diye, o bir erin ölüsü saklanıldı. Ayağının arkasından vurulan er ise sırtını, teröristlere döndüğü için öyle olmuş. Ama ilginç olan şu ki on metreden ya da beş metreden, bilemiyorum kaç metreden, işleri insan öldürmek olan teröristlerce, gövdesine ateş edilmek yerine özenle ayağına ateş edilmesi, garibime gitti. Yani 33 sayısını tutturmak isteğinde olduklarını düşünmek zorundayım bu durumda. Yoksa onun ayağına ateş eden terörist gerçekte o faşist örgütün içine sızdırılmış bir ajan mıydı? Bu da olabilir doğal ki. O eri öldürmeye kıyamamış olabilir.

Peynir bidonu, sözüne gelince; ordu, peynirini bidonda değil tenekede alır; en azından benim askerlik yaptığım dönemde böyleydi. Zaten teneke peyniri, tenekede satılır. Bidon sözü, orduyla pek uygun olmayan bir söz bu yüzden ve ben askerlik yaptığım sürede böyle bir söz de duymadım. Sanırım bu sözü, bidonlarla içli dışlı olan biri söylemiştir. En azından, böyle bir sözü söyleyen kişi, Türk Ordusu'na ve insana saygısı, sevgisi olmayan biridir. Yani ruhsal durumu, mantığı ve kişiliği pek yerinde değildir. Yani böyle bir telsiz ihaneti ve böyle bir söz olmuşsa, bu kişi subay dahi olsa, ordu içine sızdırılmış, Türk olmayan, hain bir ajandır. Dolayısıyla böyle bir katliam, Türk Ordusu ile bağdaştırılamaz; olsa olsa Türk Ordusu'na ve Türkiye'ye ihanet ile bağdaşlaştırılabilir ki bu terörü hangi dış devletlerin ürettiği artık ortada. Bidon sözü, sivil yaşamda, şişman ya da yalnızca kas gücü olan ya da kafası çalışmayan anlamlarına da gelir. Bu açıdan, bu sözü söylemiş kişi, kendini beğenmiş ve mantıksız biridir.

Her ordu içinde hainler kuşkusuz ki olabilir. Ama en büyük yanlış, bunları, ordu ile eş, orduya ait saymaktır. 33 erin şehit edildiği bölgede, yaralı erin anlatımına göre 150-200 terörist daha varmış ki bu büyük bir askersel başarısızlıktır.3-5 değil 150-200 bu. Bir bölge bu denli denetimsiz olmamalıdır.

O askerler sivil ve silahsızdı. Zaten burada amaç, o kişilerin er olmadıklarını sandırmak. Yani kamuflaj. Ama burada işte büyük bir psikolojik ve toplum bilimsel eksiklik ortaya çıkıyor. Aylarca askersel eğitim görmüş insanları, deneyimli kişiler, 100 metreden bile tanıyabilirler. Polis, sokakta suçlu yakalarken, alınlarındaki '' suçlu'' yazısına bakmıyor, yüzlerine ve bedensel duruşlarına bakıyor. Yani burada gerçekte büyük bir ihmnal var. O askerler, slahlı destek eşliğinde, gidecekleri yere götürülmeliydiler ki sonraları da böyle yapıldı.

Gelelim, orduya karşı bu provokasyonun öteki ya da ana ayağına. İlginç ki Turgut Özal, o dönemde, Kürt açılımı başlatmak üzere idi deniliyor.Yani bu olay;bu açılıma karşı olan güçlerce yapıldı, denilmeye getiriliyor. Hımm, burada, bu savı getirenler de büyük olasılıkla ya orduya bu provokasyonu hazırlayan güçler ya da onların tuzağına düşenler. Ama ben şöyle düşünürüm: Özal'ın bu açılımı tam orduya kara çalma fırsatı denilip, bu katlima düzenlendi. Burada faşlist pkk'nin pek sevdiği ''insiyatif'' sözcüğü işe karıştı belli ki... Birileri, bu faşist örgüte, o askerleri öldürün, dedi; bu örgüt de sözüm ona kültürel kurnazlık yapıp, Ahmed Arif'in 33 kurşun adlı şiirini senaryo olarak kullanmak istedi.Yani bir yerde, Dersim İsyanı'nın öcünü de edebi biçimde almak istedi.Büyük olasılıkla, bu provokasyonu düzenleyenler, o otobüsteki tüm askerlerin öldürülmelerini istemiş ya da ummuşlardı.

Bugün kü amaç(erek), taa bu faşist örgütün kurulmasından başlayarak, Türk Ordusu'na kara çalmaktı. Bu örgütün kuruluş yılının 1980'ler olmasına dayanılarak, bu örgütün kuruluş nedeni olarak 12 eylül 1980 darbesinin, Kürtler üzerindeki faşist baskısı ve zulmü olarak gösterilmek ve bu faşist örgüt, masum gösterilmek isteniyor. Bunu yapanlar da ya bu provokasyonu hazırlayan güçler ya da bunların tuzağına düşenler. Hayır efe, hayır. Bence bu örgütün kurluş yılının 1980'ler olmasının gerçek anlamı;1980 öncesinde, tüm Türkiye'ye yayılmış olan, Türkiye yıkılıyor artık, psikolojisi idi. Yani Türkiye üzerinde toprak istekleri, düşleri olan dış devletlerden bu konu ile ilgili olanları, nasılsa Türkiye artık Osmanlı gibi yıkılmak üzere, biz de gözümüzü diktiğimiz toprakları alalım, düşüncesidir. Ve bunlar işte, önce Asala adlı Ermeni terör örgütünü sonra da pkk adlı faşist , terör örgütünü kurdular. Ve bu amaçla da öncelikle, siyasi yaklaşım ve bölünmemiş Türkiye isteği içinde olan Kürt siyasilerini öldürttüler.Yani bu örgütün kuruluş nedeni 1980 darbesi değil Türkiye düşmanı devletlerin toprak istekleri ve artık Türkiye'nin yıkılıyor olduğu sanısına kapılmalarıdır.Görülüyor ki bu güçler, her şeyin nedenini Türk Ordusu'na atmak için olanak kollamaktalar. Yani hem haksızlar hem güçlüler.Yani sineğin bile yağını çıkarmak ereğindeler. Türk aydınları, Türk devrimcileri, Türk komünistleri, Türk müslümanları, Türk milliyetçileri, Türk dinsizleri bu provokasyona düşmemek zorundalar. Yoksa tümü de var oluş olanaklarını yitirirler. Dış devletler, onların hiçbirine yaşama hakkı vermez, amaçlarına ulaşırlarsa.Gün birlik ve savunma zamanıdır.

Ben ekonomide, komünizmi savunan biriyim ama size güvence veririm ki Türk Ordusu'na kara çalacak her olay, dış devletlerin provokasyonudur. Bu provokasyona düşmeyelim. Elin ordusu, bizim ordumuzdan iyi mi? Kurtuluş Savaşı'mızda bize; Asya'da, Afrika'da, Güney Amerika'da insanlara neler yaptıklarını görmediniz mi? Dünyada Türk Ordusu'ndan yardım sever, iyilik sever, insan sevgisi oldu başka bir ordu var mı? O orduyu, '' Ahlaksız bir millet kalkınamaz!'' ve '' Anti emperyalizm benim temel karakterimdir! '' diyen bir asker kurmadı mı? Ordu kötü, asker kötü diyenler, sizler askerlik yapmadınız mı? Sizler askerken kötü insanlar mıydınız! Sizleri askere göneren anneleriniz ve babalarınız kötü insanlar mı? Savunduğunuz değerler kötü değerler miydi, kötü amaçlar mıydı?

Öneriyorum: Türkiye'nin bu provokasyonlardan kurtulması ancak, bu provokasyonları ve provokatörleri ortaya çıkaracak, sergileyecek ''Provokasyon Enstitüsü ya da kurumu'' kurulmasına bağlıdır.Önlenecek her provokasyon ekonomiye, yeni bir petrol kuyusu ya da altın madeni bulunmuş gibi olumlu bir gelir katkısı sağlayacaktır.Çünkü her provokasyon hem ülke varlığına hem de ekonomisine büyük bir ekonomik zarar getirir.

33 erin katliamı provokasyonunu kimler düzenledi konusuna gelince: Bugün bu katliamın, Türk Ordusu üzerine yıkılması amacı demek olan, soruşturulmasını, araştırılmasını kimler istiyorsa onlardır!Çünkü her provokatör, amacına ulaşmak ister! Ve provokasyonu açığa çıkarılmadığı sürece de bunu kullanmayı sürdürür. Yarayı kaşıyan kimse, yara ona aittir!

Ben dincileri de, dinsizleri de, komünistleri de, milliyetçileri de, demokratları da, aydınları da, hukukçuları da, akademisyenleri de, öğrencileri de, gençleri de yaşlıları da bu provokasyonlara düşmeyecek denli zeki ve onurlu görmek istiyorum.İlla Türk olmaları gerekmez.Bu provokasyonlara karşı savaşmak her şeyden önce bilim, insan olmak, kardeşlik, akıl ve zeka onurunun gereğidir.

Uyarıyorum; her kurumun, her siyasi partinin içinde Türkiye düşmanı dış devletlerin provokatörleri var. Her kurum ve siyasi parti bunları ayıklamak zorunda öncelikle.

Ama herşeyden önce devlet, hükümet, demokrasi, hukuk; yıllardır Türkiye'nin başına bela yapılan bu faşist terör örgütünü hangi dış devletlerin kurdurduğunu, desteklediğini tv kanallarından topluma açıklamak yiğitliğini, korkusuzluğunu, dürüstlüğünü açıklamayı göstermek zorundadırlar.Yıllardır yapılan ''Dış mihraklar, dış güçler, vb.'' maskesini kullanma korkaklığı artık bırakılmalıdır bu ülkede.Gerçekde ilk provokasyon, bu maskeyi kullanmaktır.

Yaşama dört elle ve dört gözle sarılmaktansa bir erdemle sarılmak üstündür...
Necdet Gürçiftçi
2009-aralık